Ben bir adam değil bir çocuk ihtiyacımız

Ben o kadar cici bir çocuk değilim Evinin salonunda, rahat bir koltuğa kurulmuş, hayatının dönüm noktalarını gülümseyerek anlatıyor. Bu toplumla paylaşabileceğim bir konu değil ama beni birileriyle görmemeniz, hayatımın siyah beyaz olduğu anlamına gelmiyor. Gürültü etmiyorum sadece. E, yüzüm gülüyor. Ben o kadar cici bir çocuk değilim Evinin salonunda, rahat bir koltuğa kurulmuş, hayatının dönüm noktalarını gülümseyerek anlatıyor. Müzikte yeni sulara yelken açan Berksan, konu aşka gelince, 'Aşık olunca şaşıp kalıyorum. Barış (Manço) bir gün Bahadır (Akkuzu) ile bana, “Gelin, siz de ‘Adam Olacak Çocuk' programında çalın” dedi. Önce karşı çıktım. Barış, “Ahmet. Ancak ben Mensah'ı gördüm, yalan konuşacak bir çocuk değil' açıklamasını yaptı. Forvet transferiyle ilgili de konuşan Çebi, 'Umarım en kısa sürede gelir. Bir ihtiyacımız var. Forvet için formayı kimin giyeceğini ben de merak ediyorum. Hiçbir şeye ihtiyacımız yok, yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak! / Atatürk Sözleri Sözü beğendiyseniz, daha fazlası için sizi şöyle alalım Atatürk Sözleri ️. Koskoca Galatasaray başkanı öyle diyorsa öyledir. Ancak ben Mensah’ı gördüm, yalan konuşacak bir çocuk değil' açıklamasını yaptı. Forvet transferiyle ilgili de konuşan Çebi, 'Umarım en kısa sürede gelir. Bir ihtiyacımız var. Forvet için formayı kimin giyeceğini ben de merak ediyorum. Ancak ben Mensah'ı gördüm, yalan konuşacak bir çocuk değil' açıklamasını yaptı. Forvet transferiyle ilgili de konuşan Çebi, 'Umarım en kısa sürede gelir. Ben Mensah’ı gördüm, yalan konuşacak bir çocuk değil” dedi. Golcü transferi ile ilgili yöneltilen bir soru üzerine de Ahmet Nur Çebi, “Umarım gelir. Mazlum Çimen: Sivas'ta aydın değil bir çocuk katliamı var aslında - Klasik Batı müziği ve bale eğitimi almış, aşıklık geleneği taşıyan halk müziği sanatçısı, film müziği bestecisi Mazlum Çimen’le nostaljik bir hasbihal…

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 8

2020.06.25 02:27 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 8

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 8
https://preview.redd.it/0cjgl4rm9y651.jpg?width=1000&format=pjpg&auto=webp&s=46d0454eb54297ff9586631572550e16e3f66a34

Marksizm

Marksizm kültürsüzdür ve dolayısıyla her zaman alayla ve övünmeyle başarısızlıklara ve nafile girişimlere işaret eder ve oldukça çocuksu bir yenilgi korkusuna sahiptir.
Marksizm kültürsüz olandır ve dolayısıyla kitle-benzeri ve genel olan her şeyin dostudur. Onun açısından, Orta Çağ’a ait şehir cumhuriyetleri veya bir Köy İşareti veya bir Rus Mir’i (topluluk) ya da İsviçre Ortak Mülkü’i (Allmend) veya komünist koloni gibi bir şey sosyalizmle en az benzerliğe sahip olandır, fakat geniş, merkezileşmiş devlet şimdiden onun gelecekteki devletine oldukça çok benzemektedir. Kendisine küçük köylünün refah düzeyinin yükseldiği, yüksek vasıflı ticaretin serpildiği, biraz sefaletin olduğu bir dönemde bulunan bir ülkeyi gösterin, o size kibirlice burun kıvıracaktır: Karl Marx ve halefleri tüm sosyalistlerin en büyüğü Proudhon’a küçük burjuva ve küçük köylü sosyalisti diyerek, daha kötü bir suçlama yapamayacaklarını düşündüler. Bu suçlama ne doğru idi ne de aşağılayıcı idi çünkü Proudhon kendi ulusunun halkına ve zamanına ağırlıklı olarak da küçük çiftçilere ve zanaatkârlara büyük kapitalizmin muntazam ilerleyişini beklemeden nasıl hemen sosyalizme erişebileceklerini müthiş bir şekilde göstermiştir. Ancak ilerlemeye inananların hepsi bir zamanlar orada bulunan ve fakat gerçekliğe dönüşmeyenin olasılığı ile ilgili bizleri dinlemek istemiyor ve Marksistler ve onların görüşlerini bulaştırdığı kimseler, kendilerinin kutsal kapitalizmin yukarı doğru hareketi olarak adlandırdığı aşağı doğru hareketten önce mümkün olan bir sosyalizmden birilerinin söz etmesine tahammül edemiyor. Oysa bizler, efsanevi gelişme ve toplumsal süreçleri, insanların ne istediğinden, ne yaptığından, ne istemiş olabileceğinden ve ne yapmış olabileceğinden ayırmıyoruz. Ancak bizler biliyoruz ki tüm bu olanların, buna elbette irade ve eylem de dahil, belirleyiciliği ve zorunluluğu geçerlidir ve bunun istisnası yoktur; fakat bu yalnızca bir olgu sonrasında yani bir gerçeklik halihazırda orada olduktan sonra ve bu şekilde kendisi bir zorunluluk olduğunda böyledir. Bir şeyler olmadığında ise bu şeyler bu yüzden olası değildir çünkü örneğin acil çağrıların yöneltildiği ve aklın hararetle vazedildiği insanlar istemezlerdi ve makul olamazlardı. Aha! Marksistler zafer kazanmışçasına lafa karışacak, oysa Karl Marx bunun imkânı olmadığını öngörmüştü. Evet efendim, bizler cevap veriyoruz ve bu suretle O, sosyalizmin gelmemesi ile ilgili suçun belli bir kısmını üstlendi. Marx, o zamanlarda da ve çok sonraları da suçluları engelleyenlerden biriydi. Bizim fikrimize göre, insanlık tarihi, sırf kaynağı bilinmeyen süreçlerden ve pek çok küçük kitlesel olayların ve kusurların toplamından oluşmaz. Bize göre tarihin taşıyıcıları şahıslardır ve bize göre suçlu şahıslar da vardır. Proudhon’un, her peygamber, her elçi gibi, herhangi soğuk bir bilimsel gözlemciden daha güçlü bir şekilde, genellikle muazzam zamanlarda halkını en güzel ve en doğal olasılık olarak düşündüğü şeye yönlendirmenin imkânsızlığını hissedemeyeceğine inanan kimse var mı? Gerçekleştirmeye inanmanın, büyük fiillerin, vizyoner davranışların ve insanoğlunun havarilerinin ve liderlerinin acil yaratıcılığının bir parçası olduğunu düşünen herhangi biri, onları kötü bilir. Onların kutsal gerçeklerine iman muhakkak ki bunun bir parçasıdır, fakat insanlığa dair ümitsizlik ve imkânsızlık hissi de böyledir! Büyük değişim ve yenilenme her nerede yaşanmışsa, değişimi meydana getiren mutat etken kesinlikle imkânsız ve inanılmaz olandır.
Fakat milliyetçiler tok halk sınıfları için 1870’lerden beri ne idiyse, Marksizm de yoksul kitleler için tam olarak odur: Başarıya tapanlar. Bu yüzden bizler, “materyalist tarih anlayışı” teriminin bir başka, daha doğru olan anlamını kavrıyoruz. Evet gerçekten de Marksistler kelimenin sıradan, kaba, popüler anlamıyla materyalisttir ve tıpkı milliyetçi andavallar gibi idealizmi indirgemeye ve yok etmeye çalışırlar.
Fakat Marksizm kültürsüzdür ve dolayısıyla her zaman alayla ve övünmeyle başarısızlıklara ve nafile girişimlere işaret eder ve oldukça çocuksu bir yenilgi korkusuna sahiptir. Deneyler ya da başarısızlıklar diye adlandırdığından başka hiçbir şeyi bu kadar hor görmez. Özellikle bu tür idealizm korkusunun, hevesin ve kahramanlığın çok az örtüştüğü Alman halkı için bu, rezil bir çöküşün utanılacak bir işaretidir, öyle ki bu tür acınası karakterler kendi esir edilmiş kitlelerinin liderleridirler. Fakat milliyetçiler tok halk sınıfları için 1870’lerden beri ne idiyse, Marksizm de yoksul kitleler için tam olarak odur: Başarıya tapanlar. Bu yüzden bizler, “materyalist tarih anlayışı” teriminin bir başka, daha doğru olan anlamını kavrıyoruz. Evet gerçekten de Marksistler kelimenin sıradan, kaba, popüler anlamıyla materyalisttir ve tıpkı milliyetçi andavallar gibi idealizmi indirgemeye ve yok etmeye çalışırlar. Milliyetçi burjuva, Alman öğrencilerden ne anlam çıkarttıysa, Marksistler de geniş proleterya kesimlerinden onu, gençliği, yabaniliği, cesareti olmayan, herhangi bir girişimde bulunurken neşesiz, hizipsiz, aykırı düşüncesiz, orijinal ve bireysel olmayan ödlek küçük adamı çıkartmıştır. Fakat bunların hepsine ihtiyacımız var. Girişimlere ihtiyacımız var. Bin adamın Sicilya’ya sevk edilmesine ihtiyacımız var. Bu değerli Garibaldi-mizacına ihtiyacımız var ve başarısızlık üstüne başarısızlığa ve hiçbir şey tarafından korkutulamayan, başarıncaya kadar, bizler bitirinceye kadar, bizler fethedilemez oluncaya kadar, sıkı tutan ve dayanan ve tekrar tekrar yeniden başlayan zorlu mizaca ihtiyacımız var. Yenilgiler, yalnızlıklar, aksilikler tehlikesini üstlenmeyen kim olursa olsun hiçbir zaman zafer elde edemeyecektir. O siz Marksistler, sırtından bıçaklamak olarak adlandırdığınız şeyin dışında hiçbir şeyden korkmayan sizler, bunun kulağınıza ne kadar kötü geldiğini biliyorum. Sırtından bıçaklamak ifadesi sizin özel lügatinize ait ve belki de biraz haklılık payı var. Zira sizler düşmana yüzünüzden çok sırtınızı gösteriyorsunuz. Sizin kuru mizacınızın yapıcı Proudhon’u ve yıkıcı Bakunin’i ya da Garibaldi gibi ateşli mizaçları nasıl itici ve nahoş bulduğunu ve onlardan nasıl derinden nefret ettiğini biliyorum. Latin veya Kelt her şey, açık havanın ve vahşiliğin ve girişimin kokusunu alan her şey sizin için handiyse utanç vericidir. Kendinizi aptallık dediğiniz özgür, kişisel ya da gençlikle ilgili her şeyi partiden, hareketten ve kitlelerden dışlamaya yetecek kadar bezdirdiniz. Hakikaten de sistematik aptallık yerine – ki siz buna bilimimiz diyorsunuz – tahammül edemediğiniz hevesle dolup taşan fevri insanların kızgın-başlı aptallıklarına sahip olsaydık, işler sosyalizm için çok daha iyi olurdu. Evet, gerçekten de bizler sizin deney dediğiniz şeyi yapmak istiyoruz. Girişimlerde bulunmak istiyoruz. Yürekten yaratmak istiyoruz ve sonra, eğer gerekiyorsa zafere kavuşup toprak görünene kadar mahvolmak ve yenilgiye katlanmak istiyoruz. Beti benzi atmış, uyuşuk insanlar, kinik ve kültürsüz insanlarımızı yönlendiriyor; gelişmeleri beklemek yerine kırılgan bir gemiyle bilinmeyene doğru açık denizlere açılmayı tercih eden Kolomb mizaçlılar nerede? Bu gri suratlara gülecek olan genç, neşeli muzaffer Kızıllar nerede? Marksistler bu tür sözleri – ki bunlara bozulma diyorlar – bu tür heveskar bilimsel olmayan meydan okumaları duymaktan hoşlanmıyorlar. Biliyorum ve tam da bu nedenle bunları kendilerine söylemekten dolayı çok iyi hissediyorum. Onlara karşı kullandığım argümanlar sağlam ve tutarlı fakat onları argümanlarla çürütmek yerine alay ve kahkaha ile ölümüne sinirlendirdim ki bu da bana yakışır.
Bu yüzden kültürsüz Marksist, tümüyle çöküş halindeki kapitalizmin, sosyalist örgütle karşılaşabileceğini – Fransa’daki Şubat Devrimi sırasında olan da buydu – bir an olsun düşünmek için fazla zeki, aklı başında ve dikkatlidir. Tıpkı çöküş çağlarında, özellikle Almanya, Fransa, İsviçre ve Rusya’da korunmuş olan Orta Çağlar’daki yaşayan toplum biçimlerini, bunların gelecek sosyalist kültürün tohumlarını ve canlı kristallerini içerdiğini teslim etmek yerine öldürmeyi ve kapitalizmde boğmayı tercih etmesi gibi. Ancak biri Marksiste ekonomik koşulları mesela 19. Yüzyıl ortalarından sonra kasvetli fabrika sitemi, kırsal kesimdeki nüfus azalması, kitlelerin ve sefaletin homojenleşmesi, gerçek ihtiyaçlar yerine dünya pazarına bağlı ekonomisi ile İngiltere’deki durumu gösterse, O toplumsal üretimi, işbirliğini, ortak mülkiyetin başlangıcını görür. Kendini evindeymiş gibi hisseder.
Gerçek Marksist, henüz tereddütlü bir hal almamış ve ödün vermeye başlamamış ise (günümüzde elbette ki bu nesli tükenen Marksistler epey bir zamandır her tür ödünü veriyor) çiftlik kooperatifleri, kredi kooperatifleri ya da işçi kooperatifleri fevkalade gelişme gösterseler bile bunlarla herhangi bir şey yapmak istemiyor. Öte yandan kapitalist alışveriş mağazaları tümüyle farklı bir izlenim bırakıyor bu Marksist’in üzerinde. Çünkü verimsiz hırsızlık ve gasp ve değersiz çöpün satışı için çok fazla örgütsel ruh bunlara harcandı.
Fakat herhangi bir Marksist şu büyük, belirleyici soru ile hiç alakadar olmuş mudur: Dünya pazarı için ne üretilmiştir, tüketicilerin üstüne ne boşaltılmıştır? Nazarları her zaman sadece kendilerinin toplumsal üretim dediği kapitalist üretimin dış, önemsiz, yapay biçimlerine kilitlidir ki şimdi biz de bunu tartışmalıyız.
Marksizm, teknoloji ve teknolojinin ilerleyişinden daha önemli, daha harika, daha kutsal hiçbir şey tanımayan kültürsüz bir uyuşuktur. Böyle bir uyuşuğu, bitmez tükenmez kişiliğinin cömertliği ve zenginliği ve de ruh ve yaşam için önemi bakımından İsa ile karşı karşıya getirin – ki kendisi çok büyük bir sosyalisttir -, bunu, haç üstünde yaşayan İsa’nın önüne ve insanların ulaşımı ya da nakliye için yeni bir makinenin önüne getirin. Bu kişi dürüstse ve kültürel iki yüzlü değilse eğer, çarmıha gerilmiş İnsan Oğlunu tümüyle faydasız ve gereksiz bir fenomen olarak görecek ve gidip makinenin ardından koşacaktır.
Ve buna rağmen, kalbin ve ruhun bu sessizce, sakince acı çeken büyüklüğü zamanımızın tüm ulaşım makinelerine göre gerçekte ne kadar daha fazla kişiyi harekete geçirmiştir!
Ve buna rağmen insanlığın haçı üzerinde sessizce, sakince acı çeken bu büyüklük olmaksızın zamanımızın tüm ulaşım makineleri nerede olurdu?
Bu da burada söylenmeliydi, gerçi sadece hâlihazırda bilenler bunun ne anlama geldiğini rahatlıkla anlayacaktır.
Marksizm’in kökenini anlamanın anahtarı, teknoloji için ilerleme yalakalarının sınır tanımayan referanslarıdır. Marksizm’in babası, ne tarih çalışması ne de Hegel’dir. Ne Smith’tir, ne de Ricardo; ne de Marksist-öncesi sosyalistlerden biridir. Ne devrimci demokratik koşuldur ne de insanlar arasında kültür ve güzellik için irade ve özlemdir. Marksizm’in babası buhardır.
Kocakarılar kahve telvesinden kehanette bulunur. Karl Marx buhardan kehanette bulundu.
Marx’ın sosyalizme benzerlik olarak düşündüğü, sosyalizm öncesi acil hazırlık aşaması, kapitalizm içerisinde buhar makinesinin teknik gerekliliklerinden kaynaklanan üretim tesisinin örgütlenmesinden başka bir şey değildi.
Bu cihetle birbirinden tümüyle farklı iki merkezileşme biçimi bu noktada birleşti: kapitalizmin ekonomik merkezileşmesi, kendi çevresinde mümkün olan en fazla parayı, emeği temerküz ettiren zengin adam ve güç merkezi olarak iş makinelerine sahip olması ve çalışan insanları kendisine yakın tutması gereken sanayi tesisinin, buhar-makinesinin teknik merkezileşmesi. Bu da büyük imalat tesislerini ve rafine iş bölümünü yarattı. Bu itibarla, kapitalizmin ekonomik merkezileşmesinin tamamı – birkaç izole vaka hariç – teknik tesisin merkezileşmesini gerektirmedi. Buhar makinesi yerine insan çalışması-enerjisi ya da basit el- veya ayak ile çalıştırılan makinelerin kullanımı nerede ucuzsa orada kapitalist, fabrika yerine ev endüstrisinin köylerdeki kırsal kesimlerde ve tarlalarda yayılmasını tercih eder. Bu cihetle buhar makinesinin teknik gereksinimleri büyük fabrika binalarını ve fabrikalarla ve kiralık konutlarla dolu büyük şehirleri üretmiştir.
Marksizm’in kökenini anlamanın anahtarı, teknoloji için ilerleme yalakalarının sınır tanımayan referanslarıdır. Marksizm’in babası, ne tarih çalışması ne de Hegel’dir. Ne Smith’tir, ne de Ricardo; ne de Marksist-öncesi sosyalistlerden biridir. Ne devrimci demokratik koşuldur ne de insanlar arasında kültür ve güzellik için irade ve özlemdir. Marksizm’in babası buhardır.
Köken olarak birbirinden ayrı ve tümüyle farklı bu iki merkezileşme biçimi, güçlü karşılıklı etkileri doğal olarak birleştirdi ve uyguladı. Kapitalizm buhar makinesi vasıtasıyla son derece hızlı gelişme gösterdi. Ancak teknik bakımdan merkezileşmiş kurumları, özellikle de daha çok kırsal kesimden işçilerin temerküzü ile – ki bu eğilim günümüzde de halen ivme kazanmaya devam etmektedir – kapitalizm, buhar ve su gücünün elektrik dağılımını güçleştirmektedir. Ki uygulamada doğası gereği merkezkaç bir etkiye sahip olacaktır. Yine de enerjinin söz konusu elektrik iletiminin küçük ayrı atölyelerin kapitalist sömürüsünü ürettiği de yadsınamaz. Örneğin Solingen’in bıçak-ağzı endüstrisi aynı zamanda küçük sanayi ve el sanatlarını olumlu bir şekilde güçlendirmiştir. Gelecekte bu potansiyel küçük sanayinin ve el sanatlarının yenilenmesine sebep olacak ve enerji ve motorları istihdam etmek için kooperatif örgütlerine geniş imkânlar sunacaktır.
Teknolojinin ve sermayenin merkezileşmesinin söz konusu bileşimi sonradan yüksek yoğunluklu kapitalist merkezileşmenin – ticaret, bankacılık, toptan ve perakende ticaret, ulaşım, vs. – daha çok ilerlemesine yol açmıştır.
Yine de genellikle bu ikisinden bağımsız olarak üçüncü bir merkezileşme günümüzde gelişti: devlet bürokrasisinin ve askeri sistemin merkezileşmesi. Devasa fabrikalar ve kiralık konutlara ek olarak, bir başka devasa bina grubu şehirlerde yükseldi: bürokratların kışlaları (bu kamu binalarının her birinde yüzlerce küçük oda, her gri odada bir, iki ya da üç yeşil masa ve her yeşil masada, kulak arkalarında bir kalem ve ellerinde beslenme çantası bulunan, bir, iki ya da üç esneyen küçük memur) ve (binlerce güçlü genç adamın faydasız sporla zaman geçirdiği – spor, faydalı bir iş sonrası sadece dinlenmeye hizmet etmelidir – sıkıldığı ve her tür cinsel aptallık ve müstehcenlikle uğraştığı) askerlerin kışlaları.
Tüm bu merkezcilikten kaynaklanan bu kadar kültürsüzlükle, aşırı kalabalıklaşma ile, yeryüzünden ve kültürden uzaklaştırma ile, bu kadar emek israfı ile, verimsiz çalışma ve aylak aylak gezinmeden dolayı aşırı yüklenme ile, bu kadar anlamsız sefalet ile bizler zamanımızın ilave kışlalarının giderek daha çok sayıda ve büyük olduğunu – ıslahhaneler, hapishaneler ve cezaevleri ve genelevler – görüyoruz.
Marksistler kendi doktrinlerinin sırf teşebbüslerin teknik merkezileşmesinin bir ürünü olduğunu reddettiği zaman bizler, işin aslı, kasvetli, çirkin, tek tip, sınırlayıcı ve baskıcı merkezciliğin tüm biçimlerinin, bir dereceye kadar, Marksizm için emsal olduğunu ve Marksizm’in kökenini, gelişmesini ve yayılmasını etkilediğini kabul etmeliyiz. Bu bakımdan gerçek Marksistlerin şu anda neredeyse yalnızca çavuş, küçük memur ve bürokratların hâkim olduğu ülkelerde, yani Prusya ve Rusya’da bulunması şaşırtıcı değildir. Kaba müstebitliği ile “disiplin” kelimesi Prusya ordusu ve Alman Prusya Sosyal Demokrasisi’ndeki sıklıkta başka hiçbir yerde bu kadar duyulmamaktadır. Yine de bu merkezileştirmelerden hiçbiri, buharın teknik merkezileşmesi hariç, adına gerçekten ve tam olarak “sosyalizm” denebilecek bir ucube üretmeleri için tesis edilmemiştir.
Şiirsel olmayan Marx’ın lirik bir biçimde söylediği gibi sosyalizm hiçbir zaman kapitalizmden “çiçek açmayacak”tır fakat onun doktrini ve partisi – Marksizm ve Sosyal Demokrasi- buhar enerjisinden gelişmiştir.
İşçilerin ve zanaatkârların ve köylülerin kızları ve oğullarının yurtlarından nasıl uzaklaştığını ve göçmen mahsul-toplayıcılarından oluşan ordularla nasıl yer değiştirdiğini izleyin! Her sabah binlercesinin nasıl fabrikalara girdiğini ve akşamleyin nasıl yeniden tükürüldüklerini izleyin!
Komunist Manifesto’da Marx ve Engels, kendi sosyalizmlerinin başlangıcı için “en gelişmiş ülkeler” için teklif ettikleri önlemlerden biri olarak (kapitalizmden gelen nurun tasviri ve önsezisi olarak değil), “herkes için aynı çalışma zorunluluğu, özellikle tarım için, sanayi ordularının tesisi,” ifadesini kullanmıştır. Bu tür bir sosyalizm muhakkak ki kapitalizmin örselenmemiş, daha fazla gelişmesinden doğar!
Buna, kapitalistlerin ve servetlerinin sayısı sanki daha az olabilirmiş gibi bakan kapitalist temerküzü ekleyin. Zamanımızın merkezileşmiş devletinin her yerde hazır ve nazır olan hükümet modelini de ekleyin ve son olarak sanayi makinelerinin gitgide daha fazla mükemmelleşmesini, iş bölümünün giderek artmasını, vasıfsız makine operatörünün eğitimli zanaatkârın yerini almasını ekleyin. Fakat tüm bunlar abartı ve karikatürleştirilmiş bir ışıkta değerlendirilmektedir zira hepsinin bir başka yönü vardır ve bunlar hiçbir zaman şematik, lineer olmayan gelişmeler değildir. Bunlar, çeşitli eğilimlerin mücadelesi ve dengesidir fakat Marksizm’in gördüğü her şey, her zaman garip bir şekilde basitleştirilmekte ve karikatürleştirilmektedir. Son olarak, çalışma saatlerinin giderek azalacağına ve insanların giderek daha verimli olacağına dair ümidi de ekleyin: sonra geleceğin devleti sona erer. Marksistlerin gelecekteki devleti: hükümet, kapitalist ve teknolojik merkezileşme ağacındaki çiçek.
Yine de eklenmelidir ki Marksist, özellikle boş hayallerini düşlerken – ki bir rüya hiçbir zaman daha boş ve tatsız olamaz ve hayal gücü kıt hayalciler diye birileri var olmuşlarsa eğer, Marksistler bunların en kötüleridir. Merkeziyetçiliğini ve ekonomik bürokrasisini günümüz devletlerinin ötesine taşır ve malların üretimini ve dağıtımını düzenlemek ve yönetmek için bir dünya örgütünü savunurlar. Bu Marx’ın enternasyonelciliğidir. Enternasyonelde eskiden her şeyin Londra-merkezli genel konsey tarafından düzenlenip burada her şeye karar verilmesinin beklenmesi ve bugün Sosyal Demokrasi’de tüm kararların Berlin’de alınması gibi, bu dünya üretim otoritesi de bir gün her kaba bakacak ve defterinde kayıtlı her bir makine için [gerekli] yağ miktarına sahip olacaktır.
[Soğanın] bir katı daha [açılacak] ve Marksizm tanımımız bitecek.
Ve yine de müteakip ifade proleterlerin devrimciler olarak doğduğu iddiasından daha doğrudur: proleterler kültürsüz uyuşuk doğanlardır. Marksist, küçük burjuvadan çok aşağılayıcı bir biçimde bahseder fakat küçük burjuva denilebilecek yaşamın her niteliği ve alışkanlığı ortalama bir proleterin özelliğidir, tıpkı, mateessüf, hapishanelerdeki ve cezaevlerindeki hücrelerin çoğunda dahi kültürsüz uyuşukların olması gibi.
Bu insanların sosyalizm dediği örgüt biçimleri tümüyle kapitalizm içinde çiçek açar; fakat bu örgütler – buhar kanalıyla sürekli genişleyen bu fabrikalar – halen daha özel teşebbüslerin, sömürücülerin ellerindedir. Mamafih şimdiden gördük ki bunların rekabet ile daha da az sayıya düşürülmesi beklenmektedir. Kişi bunun ne anlama geldiğini net bir şekilde gözünde canlandırmalıdır: önce yüz bin – sonra birkaç bin – sonra birkaç yüz – sonra 70 ya da 50 – sonra mutlaka canavar gibi devasa birkaç müteşebbis.
Bunların karşısında işçiler, proleterler durmaktadır. Bunlar giderek daha da çoğalmaktadır, orta sınıflar yok olmaktadır ve işçilerin sayısının artmasıyla makinelerin sayısı, yoğunluğu ve gücü de büyümektedir. Böylece sadece işçilerin sayısı değil, işsizlerin, sözde yedek sanayi ordusunun sayısı da artmaktadır. Bu tanıma göre, kapitalizm çıkmaza varacak ve buna – kalan birkaç kapitaliste – karşı mücadele, değişimden çıkarı olan sayısız ıskat edilmiş kitle açısından giderek daha da kolay hale gelecektir. Dolayısıyla hatırlanmalıdır ki Marksist doktrinde her şey içkindir, gerçi terim başka bir alandan alınmış ve yanlış uygulanmıştır. Burada hiçbir şeyin özel çaba ya da akli iç görü gerektirmediği, her şeyin düzgün bir şekilde toplumsal süreçten çıktığı anlamına gelir. Sözde sosyalist örgüt biçimleri hâlihazırda kapitalizmde içkindir. Benzeri şekilde proleteryada da mevcut koşullara aldırışsızlık içkindir, yani sosyalizme temayül, devrimci zihniyet proleterlerin bütünleyici bir unsurudur. Proleterlerin kaybedecek hiçbir şeyi yoktur; kazanacakları bir dünya vardır!
Ne kadar güzel, hakikaten ne kadar da şiirsel bir ifadedir, bu (ki ne Marx’tan ne de Engels’den çıkar) ve ne kadar da iddia edildiği gibi gerçeği barındırır.
Ve yine de müteakip ifade proleterlerin devrimciler olarak doğduğu iddiasından daha doğrudur: proleterler kültürsüz uyuşuk doğanlardır. Marksist, küçük burjuvadan çok aşağılayıcı bir biçimde bahseder fakat küçük burjuva denilebilecek yaşamın her niteliği ve alışkanlığı ortalama bir proleterin özelliğidir, tıpkı, mateessüf, hapishanelerdeki ve cezaevlerindeki hücrelerin çoğunda dahi kültürsüz uyuşukların olması gibi. Dilimden sürçen bu “mateessüf” ile ben elbette hiçbir şekilde kültürlü insanların özgür olmasına hayıflanmış değilim fakat yoksul aptallar, şartların kurbanları, bu yüzden yasal olarak tesis edilmiş sözleşmeleri ihlal etmek zorunda kalanlar açısından hakikaten üzücüdür. Tıpkı dünyada olan her şeyin olması gerektiği gibi, bunun insan ruhundaki sözleşmenin yerini alan asi zihniyetin bir sonucu bile olmaması gibi. Aslında bozdukları sözleşme, mizaçlarında, düşüncelerinde, hem dertlilerini ve hatta bazen de kendilerini kötü idare etme biçimlerinde, genellikle, en az diğer insanların çoğunda olduğu kadar, sıkı bir biçimde yaşar.
Burada bahsettiğimiz şey proleteryanın kültürsüz zihniyetinin ki laf arasında bu Marksizm’in kültürsüzlüğü sistematikleştirmesinin nedenlerinden biridir, proleterya tarafından da çok iyi anlaşılmış olmasıdır. Hiçbir istisnai vasıf olmayan ortalama bir proleteryayı kullanışlı bir parti liderine dönüştürmek için sadece dilin eğitimle çok sığ yaldızlanması gerekmektedir – bu da en hızlı ve en ucuz, adına parti okulları denen polikliniklerde yapılmaktadır.
Böylece bunlar ve diğer parti liderleri doğal bir biçimde proleteryanın toplumsal gereklilikle devrim yaptığını, en azından bunların çok azının – ki ne de olsa giderek çok daha az sayıda insanı ihtiva etmekte ve tabiatı gereği giderek daha kırılgan bir hale gelmektedirler – kapitalizmi aşmak için halen gerekli olduğunu (vazeden) Marksist doktrine sıkıca yapışmaktadırlar.
sosyalizmlerinin tıpkı tüm kapitalizm ve tasnif etme biçimlerini ve nihai tekamülüne ilerlemek için bugün mevcut olan tek biçimlilik ve benzeşme (leveling) eğilimine izin vermesi gibi, proleterya da kendi sosyalizmine sürüklenmektedir. Kapitalist teşebbüsün proleteryası, devlet proleteryası haline dönüşür ve bu tür bir sosyalizm başladığında proleterleşme gerçekten de tahmin edildiği gibi devasa oranlara ulaşır. İstisnasız herkes devletin bir çalışanı olur.
Kapitalizm, kendi kaçınılmaz çöküşüne yol açan yukarıda listelenmiş faktörlere ek olması bakımından bir başka içkin tehlikeyi, krizleri içermektedir. Alman Sosyal Demokrasi programının öylesine güzel ve öylesine gerçek Marksist terimlerle söylediği gibi (aksi takdirde gerçek olmayan çeşitli unsurlar dalabilir, ki bu programın yapıcıları da muhaliflerine şimdilerde revizyonist demektedir): üretim güçleri çağdaş toplumun kapasitesinin ötesinde büyümektedir. Bu ifade, üretim biçimlerinin çağdaş toplumda giderek daha fazla sosyalistleştiğini ve bu biçimlerin sadece doğru mülkiyet biçiminden yoksun olduğunu vazeden hakiki Marksist öğretisini içermektedir. Onlar buna toplumsal mülkiyet demektedir fakat kapitalist fabrika sistemine toplumsal üretim dedikleri zaman (bunu sadece Marx, Kapital’inde yapmış değildir, günümüz Sosyal Demokratları da şu anda etkin programlarında günümüz kapitalizm biçimlerindeki çalışmaya toplumsal çalışma demektedir) sosyalist emek biçimlerinin asıl (real) çıkarımlarını biliyoruz. Tıpkı kapitalizmdeki buhar teknolojisinin üretim biçimlerini sosyalist emek biçimi olarak düşündükleri gibi, merkezileşmiş devletin de toplumun toplumsal örgütlenmesi olarak, bürokratik yönetilen devlet mülkünü de ortak mülkiyet olarak düşünmektedirler! Bu insanların gerçekten de toplumun ne anlama geldiğine dair hiçbir insiyakı yoktur. Toplumun sadece toplumların toplumu, bir federasyon, yalnızca özgürlük olabileceğine ilişkin en ufak bir fikirleri bile yok. Dolayısıyla sosyalizmin anarşi ve federasyon olduğunu bilmiyorlar. Onlar sosyalizmin hükümet olduğuna inanıyorlarken kültüre susamış diğerleri sosyalizmi yaratmak istiyorlar çünkü kapitalizmin çözülmesinden ve sefaletinden ve beraberindeki yoksulluk, ruhsuzluk ve baskıdan – ki bu, ekonomik bireyselciliğin sadece öteki yüzüdür – kaçmak istiyorlar. Kısaca, devletten toplumların toplumuna ve gönüllü birliğe kaçmak istiyorlar.
Çünkü bu Marksistlerin de dediği üzere, sosyalizm hala, tabiri caizse vahşice ve şuursuzca üreten müteşebbislerin özel mülküdür. Ve bunlar sosyalist üretim güçlerine (bunları buhar gücü, mükemmelleştirilmiş üretim makineleri ve bol bol bulunan proleter kitleleri olarak okuyun) sahip oldukları için, yani bu durum, büyücü çırağının elindeki sihirli sopa gibi olduğundan; sonuç, malların akını, fazla üretim ve karmaşa olmalıdır. Diğer bir deyişle ayrıntılar ne olursa olsun krizler birbirini takip etmeli, her daim meydana gelmelidir, en azından Marksistlerin düşüncesine göre, çünkü istatistiksel anlamda kontrolü elinde bulunduran ve yöneten dünya devlet otoritesinin düzenleyici fonksiyonu, kendi kötücül aptal görüşlerine göre hâlihazırda var olan sosyalist üretim biçimi ile yürümek zorundadır. Bu kontrol otoritesi yokken “sosyalizm” hala kusurludur ve kargaşa çıkmalıdır. Kapitalizmin örgüt biçimleri iyidir fakat düzen, disiplin ve sıkı merkezileşmeden yoksundur. Kapitalizm ve hükümet bir araya gelmelidir ve devlet kapitalizminden bahsedeceğimiz yerde, bu Marksistler, sosyalizmin burada olduğunu söyler. Fakat sosyalizmlerinin tıpkı tüm kapitalizm ve tasnif etme biçimlerini ve nihai tekamülüne ilerlemek için bugün mevcut olan tek biçimlilik ve benzeşme (leveling) eğilimine izin vermesi gibi, proleterya da kendi sosyalizmine sürüklenmektedir. Kapitalist teşebbüsün proleteryası, devlet proleteryası haline dönüşür ve bu tür bir sosyalizm başladığında proleterleşme gerçekten de tahmin edildiği gibi devasa oranlara ulaşır. İstisnasız herkes devletin bir çalışanı olur.
Kapitalizm ve devlet bir araya gelmelidir – bu hakikatte Marksizm’in idealidir. Kendi ideallerini duymak istemeseler de bizler bu gelişme eğilimini teşvik etmek istediklerini görüyoruz. Devletin muazzam gücünün ve bürokratik viraneliğinin, sırf komünal yaşamımız ruhunu kaybettiği için, adalet ve sevgi, ekonomik birlikler ve küçük toplumsal organizmaların çiçeklenen çeşitliliği kaybolduğu için gerekli olduğunu görmüyorlar. Zamanımızın tüm bu derinden çürümüşlüğüne dair hiçbir şey görmüyorlar: ilerleme halisünasyonu görüyorlar. Teknoloji ilerler, elbette. Aslında her zaman olmasa bile pek çok kültür döneminde bunu yapar – teknik ilerlemesi olmayan kültürler de vardır. Teknoloji, özellikle çürüme, ruhun bireyselleştiği ve kitlelerin atomlaştığı dönemlerde ilerler. Bu tam da bizim bakış açımızdır. Zamanın rezilliği ile birlikte gerçek teknoloji ilerlemesi – bir kez olsun Marksistler için Marksistçe konuşmak adına – ideolojik üst yapı, yani Marksistlerin ilerici sosyalizm Ütopyası için gerçek, maddi temeldir. Ancak sadece ilerleyen teknoloji kendi küçük ruhlarına yansımakla kalmaz zamanın diğer eğilimleri de, kapitalizm de onların gözünde ilerlemedir ve onlar için merkezileşmiş devlet, ilerlemedir. Burada sözde materyalist tarih anlayışının dilini Marksistlerin kendilerine uyguluyor olmamız sırf ironi için değildir. Bunlar bu tarih anlayışını bir yerlerden aldılar ve şimdi biz de bunu bildiğimize göre, onu nerede bulduklarından önce, daha net bir şekilde söyleyebiliriz: bu anlayışı tümüyle kendi özlerinde buldular. Evet, gerçekten de Marksistlerin ruhsal yapıların ve düşünüşün zamanın koşulları ile ilişkisine dair söyledikleri, tüm çağdaşları için hakikaten doğrudur. Burada çağdaşlar derken tüm yaratıcı olmayanlar, karşı koymayanlar, hiçbir içsel temeli ve ruhsal şahsiyeti olmayanlar, sadece çocuk ve zamanlarının dışavurumu olanlar anlaşılmalıdır. Yine kültürsüz gayretkeşe ve Marksist’e geldik. Marksist için kendi ideolojisinin sadece zamanımızın kötülüğünün üstyapısı olması oldukça doğrudur. Çürüme zamanlarında aslında zamanın dışavurumu olan ruh-suzluk hüküm sürer ve dolayısıyla bugün de Marksistler ağır basmaktadır. Kültür ve icra zamanlarının – kendilerinin ilerleme dediği – çöküş zamanlarından ortaya çıkamayacağını bilemiyorlar fakat bu zamanlar, doğaları gereği hiçbir zaman kendi zamanlarına ait olmayan kişilerin ruhlarından gelir. Bunların, büyük değişim zamanlarında tarih olarak adlandırılacak olanın ne kültürsüz ve uysal çağdaşlarla ne de toplumsal süreçlerle elde edilmediğini, aksine izole ve yalnız insanlarla başarıldığını bilemezler ve anlayamazlar ki bu insanlar izole edilmiştir çünkü halk ve toplum onların içinde evdedir ve hem onlara hem de onlarla birlikte kaçarlar.
Kapitalizm kesinlikle ne birden bire Marksistler’in “sosyalizmine” dönüşme, ne de revizyonistlerin sosyalizmine doğru gelişme eğilimi içinde değildir. Bu nedenle de ancak utangaç bir sesle çağrılabilir. Zamanımızda gerileme – bizim durumumuzda kapitalizm – kültür ve genişlemenin diğer zamanlarda sahip olduğu kadar bir canlılığa sahiptir.
Hiç şüphesiz Marksistler; yozlaşmamızın ön ve arka cephelerinin, kapitalist üretim ve devlet koşullarının bir araya getirilmesi halinde bunların ilerlemesi ve gelişmesinin amacına ulaşacağına ve böylelikle adalet ve eşitliğin tesis edileceğine inanır. İster önceki devletlerin ister dünya devletlerinin varisi olsun, şümullü ekonomik devletler, cumhuriyetçi ve demokratik bir yapıdır ve gerçekten de bu tür bir devletin yasalarının tüm avamın refahını temin edeceğine inanır, zira devleti avam oluşturur. Burada, tüm sönük fantezilerin bu en acınası noktasında bastırılamayan kahkahaları patlatmamız için bize izin verilmelidir. Aslında doymuş burjuva Ütopyasının bu tip aynadaki eksiksiz görüntüsü sadece kapitalizmin bozulmamış laboratuvar gelişmesinin bir ürünü olabilir. Şahsiyetsizleştirilmiş kültür ve çöküş çağının bu mükemmel idealine, bu cüceler hükümetine daha fazla zaman harcamayacağız. Gerçek kültürün boş değil, uygulanmış olduğunu ve gerçek toplumun, bireylerin bağlayıcı niteliklerinden, ruhtan, topluluklar yapısından ve birlikten çıkan gerçek, küçük yakınlıklar çeşitliliği olduğunu göreceğiz. Marksistlerin işbu “sosyalizmi”, gelişeceği varsayılan devasa bir guatrdır. Asla korkmayın, yakında gelişmeyeceğini göreceğiz. Fakat bizim sosyalizmimiz insanların yüreklerinde büyümelidir. Birbirine ait kişilerin yüreklerinin birlik ve ruh içinde büyümesine sebep olmak ister. Bunun alternatifi, pigme-sosyalizm ya da ruhun sosyalizmi değildir zira kitlelerin Marksistleri, hatta revizyonistleri bile takip etmesi halinde, kapitalizmin kalacağını çok yakında göreceğiz. Kapitalizm kesinlikle ne birden bire Marksistler’in “sosyalizmine” dönüşme, ne de revizyonistlerin sosyalizmine doğru gelişme eğilimi içinde değildir. Bu nedenle de ancak utangaç bir sesle çağrılabilir. Zamanımızda gerileme – bizim durumumuzda kapitalizm – kültür ve genişlemenin diğer zamanlarda sahip olduğu kadar bir canlılığa sahiptir. Gerileme tümüyle köhnelik, çöküş temayülü ya da köklü değişiklik demek değildir. Gerileme, batış, halksızlık, ruhsuzluk Çağı yüzyıllarca veya bin yıl sürebilir. Gerileme, bizim durumumuzda kapitalizm, zamanımızda tam da çağdaş kültür ve genişlemede bulunmayan bu zindelik nisabına sahiptir. Gerileme, bizler sosyalizm için toplanmayı başaramadığımız ölçüde güç ve enerjiye sahiptir. Yüz yüze kaldığımız seçim sosyalizmin bir biçimi ya da diğeri arasında değil, basitçe kapitalizm veya sosyalizm, toplumun devleti, ruhsuz(luk) veya ruh arasındadır. Marksizm doktrini, kapitalizm dışına yönlendirmez. Ya da Marksizm doktrininde yer alan kapitalizmin zaman zaman Baron Münchhausen’ın kendi domuz kuyruğu ile tuhaf bir bataklıktan fantastik bir biçimde çıkma başarısını göstermesinin, yani, kapitalizmin kendi gelişmesinin faziletiyle kendi bataklığından çıkacağı kehanetinin hiçbir doğru tarafı da yoktur.
Daha sonra bu doktrinin ne kadar yanlış olduğunu enine boyuna detaylarla göstermemiz gerekecek. Kapitalizmin, sosyalizmin herhangi bir biçimine doğru gelişmesini sağlayan içkin bir eğilim taşımadığını göstermek için şu anda sadece Marksistlerin sosyalizm dediği bu ucube, çirkin şeyden kendimizi kurtarmalıyız. Kapitalizm ne bu ne şu sosyalizm biçimine doğru gelişmez. Bunu göstermek için bazı soruları cevaplamalıyız.
O halde şu soruyu soralım: Toplumun, Marksistlerin resmettiği gibi olduğu doğru mudur? Toplumun daha fazla gelişmesi veya gelişmesi gerektiği veyahut muhtemelen bile olsa gelişebileceği doğru mudur? Kapitalistlerin sonunda tek bir devasa kapitalist kalana kadar birbirlerini yiyip bitireceği doğru mudur? Doğru mudur? yada sadece bir kapitalist mi olmalıdır? Orta sınıfların kaybolduğu, proleterleşmenin istisnasız hızla arttığı ve bu sürecin sonunun öngörülebileceği doğru mudur? İşsizliğin gittikçe daha kötü hale geldiği ve bu nedenle bu tür koşulların var olmaya devam edemeyeceği doğru mudur? Dışlanmış olanın üzerinde ruhsal bir etki mi vardır ki böylelikle, doğal bir ihtiyaçla ayağa kalkması, isyan etmesi, devrimciye dönüşmesi gereksin? Son olarak, krizlerin giderek daha kapsayıcı ve yıkıcı hale dönüştüğü doğru mudur? Kapitalizmin üretken kapasitesi kendisini aşacak mıdır ve bu yüzden de sözde sosyalizme mi dönüşecektir?
Tüm bunlar doğru mudur? Tüm bu uyarı, tehdit, kehanet ve karmaşık gözlemler hususunda gerçekten durum nedir?
Şimdi sormamız gereken sorular bunlar ve biz de, bizler, yani anarşistler başından beri, Marksizm var olduğundan beri hep bunları sorduk. Marksizm var olmadan çok önce gerçek sosyalizm, özellikle en büyük sosyalist Pierre Joseph Proudhon’un sosyalizmi vardı ve sonradan Marksizm ile gölgede bırakıldı, fakat bizler onu hayata döndürüyoruz. Bunlar bizim sorularımızdır ve bu sorular, çok farklı bir perspektiften, revizyonistlerin de yönelttiği sorulardır.

Marksizm’i tanımlarken orada burada temas ettiğimiz bu soruları cevaplandırıp kapitalizmin şu ana kadar özellikle Marksizm’in zaman-ideolojik [zeit-ideological –çn-] basitleştirmesi ve diyalektik karikatürü ile birlikte – Komünist Manifesto’nun ve Kapital’in ortaya çıkışından beri – izlediği yolu ve koşullarımızın gerçek resmini karşılaştırdıktan sonra bizim sosyalizmimizin ve sosyalizme giden yolumuzun ne olduğunu söylemeye artık geçebiliriz. Sosyalizm – bunun derhal söylenmesine izin verin ve Marksistler kendi aptal ilerleme teorilerinin sis bulutları havada kaldığı müddetçe bunu duymalıdır – kendi olasılığı için herhangi bir teknoloji biçimine ve ihtiyaçların tatminine bel bağlamaz. Yeterince insan isterse sosyalizm her zaman mümkündür. Fakat o, mevcut teknoloji seviyesine, sosyalizmi başlatan insan sayısına ve bu insanların geçmişten tevarüs ettikleri veya katkıda bulundukları araçlara bağlı olarak – hiçbir şey yoktan var olmaz – her zaman farklı görünecek, farklı başlayacak ve farklı ilerleyecektir. Buna göre, yukarıda da söylendiği üzere, burada ne bir ideal tanımı ne de bir Ütopya tasviri verilecektir. Öncelikle, koşullarımızı ve ruhsal mizacımızı daha açık bir biçimde incelemeliyiz. Ancak ondan sonra ne tür bir sosyalizme çağrıldığımızı, ne tür insana konuştuğumuzu söyleyebiliriz. Sosyalizm, hey siz Marksistler, her zaman ve herhangi bir teknoloji türü ile mümkündür. Doğru insanlar için her zaman çok ilkel teknoloji ile bile mümkündür. Öte yandan müthiş gelişmiş bir makine teknolojisi ile bile sosyalizm yanlış grup için her zaman imkânsızdır. Sosyalizmi getirmesi gereken hiçbir gelişme bilmiyoruz. Doğa yasası gereği bu tür bir zorunluluk hiç bilmiyoruz. Şimdi bu yüzden, Marksizm kadar çiçeklenmiş bizim zamanlarımızın ve bizim kapitalizmimizin asla sizin söylediğiniz gibi olmadığını göstereceğiz. Kapitalizm ille de sosyalizme dönüşmez. Yok olmak zorunda değildir. Sosyalizm ille de gelecek değildir, Marksizm’in kapital-devlet-proleterya-sosyalizmi de gelmek zorunda değildir ve bu o kadar da kötü değildir. İşin aslı, hiçbir sosyalizm gelmeli değildir – ki bu şimdi gösterilecektir.
Gerçi sosyalizm gelebilir ve gelmelidir – eğer biz onu istersek, eğer biz onu yaratırsak – ki bu da gösterilecektir.
Çev: Nesrin Aytekin

https://itaatsiz.org/?p=5519
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2019.07.28 10:13 Haberfutbol24 28 Temmuz 2019 Pazar Spor Haberleri

28 Temmuz 2019 Pazar Beşiktaş Haberleri
Flaş! Abdullah Avcı o transferi iptal etti
Atınç Nukan’ın transferi Abdullah Avcı’ya takıldı.
Yönetim daha önce Beşiktaş formasını giyen 26 yaşındaki oyuncu ile her konuda anlaşmaya varmıştı.
Abdullah Avcı ise istediği gibi sol ayaklı olmasına rağmen top hâkimiyetinin zayıf olması sebebiyle Atınç’ın transferine sıcak bakmıyor.
Abdullah Avcı, net konuştu! "Transfer gerçekleşmezse..."
Beşiktaş’ın teknik patronu, defansın göbeğindeki eksikliğin bütün sezonu etkileyeceğini belirterek transferin bir an evvel gerçekleştirilmesini istedi.
Beşiktaş’ta Vitor Hugo transferinin son anda gerçekleşmemesi üzerine moraller bozulmuştu.
Bunun üzerine Başkan Fikret Orman yaptığı açıklamada, geçtiğimiz sezon yokları oynayan Enzo Roco için, “Kamp çalışmalarında çok iyi gidiyor. Hoca da Roco’dan çok memnun. Bu sezon formayı alacak gibi gözüküyor” demişti.
Ancak Abdullah Avcı için stoper transferi “Olmazsa olmaz” görünüyor... Tecrübeli teknik adam, yönetimle yaptığı görüşmede kadrodan çok memnun olduğunu ve kamp çalışmalarının da kusursuz bir şekilde devam ettiğini belirtirken, tek ihtiyacının stoper olduğunu da söyledi.
Savunmadan oyunu kurabilecek bir oyuncu istediğini söyleyen Avcı, “Vida topla iyi değil. Oyunu mutlaka sol stoperle başlatmak istiyorum. Transfer gerçekleşmezse planlarımız bozulur” dedi.
Hoca’nın ikazını dikkate alan yönetimin listesinde şu an dört stoper bulunuyor. Oyuncu izleme ekibi, Abdullah Avcı ve yönetimin belirlediği dört isimle görüşmelere devam ediyor.
Tecrübeli çalıştırıcının gönlünde ise eski öğrencisi yatıyor. Avcı’nın geçtiğimiz sezon Medipol Başakşehir’de birlikte çalıştığı Alexandru Epureanu’yu çok istediği öğrenildi.
Flaş! Beşiktaş Bruno Martins İndi transferini açıklıyor!
Boyd ve Douglas’ın ardından Hollandalı stoper Martins İndi de Beşiktaş’ta Beşiktaş, Stoke City’nin 6 milyon Euro’luk talebini pazarlıklar sonrası 4 milyon Euro’ya indirip işi bitirdi. Resmi açıklamanın bugün veya yarın yapılması bekleniyor.
Beşiktaş, Abdullah Avcı'nın ısrarla istediği sol stoper transferini Martins İndi ile çözdü. Anlaşmaya varılan Vitor Hugo'nun son anda Palmeiras'a gitmesinin ardından İndi'ye yönelen siyah-beyazlılar, oyuncunun kulübü Stoke City'e satın alma opsiyonlu kiralama teklifinde bulundu.
Ancak İngiliz ekibi, bu teklifi geri çevirerek futbolcusunu 6 milyon Euro bonservis bedeli ile vereceklerini bildirdi. Bu noktadan sonra kıran kırana bir pazarlık başladı.
SIRA GELDİ RİZA DURMİSİ'YE
Stoke City küme düştüğü için ayrılmak isteyen İndi ile daha önce el sıkışan Kartal, görüşmelerde rakamı 4 milyon Euro'ya kadar çekmeyi başardı.
Parayı 4 eşit taksitte ödemeyi planlayan Beşiktaş, detayların halledilmesinin ardından transferi resmen açıklayacak. Siyah-beyazlılarda sol stoper sorunu çözüldükten sonra gözler Avcı'nın bir diğer isteği olan sol beke çevrildi.
Listenin ilk sırasında ise Lazio forması giyen Riza Durmisi var.
Beşiktaş iki isimden birini mutlaka alacak: Ya Indi, ya da Mets
Boyd ve Douglas’la kadrosunu güçlendiren Beşiktaş, şimdi de transferde rotayı savunmaya çevirdi. Bu bölge için Hollandalı İndi ve Estonyalı Mets için kulüpleriyle yapılan pazarlıklarda artık sona gelindi.
Önümüzdeki sezon Süper Lig’de şampiyonluk, Avrupa Ligi’nde ise gidebileceği en iyi noktaya ulaşmak isteyen Beşiktaş, transferde hareketler saatler yaşıyor. Rakiplerin göre transferde biraz hareketsiz kalan ancak Boyd’un ardından Douglas’ı da alarak gaza basan Siyah-Beyazlılar, savunma hattını güçlendirmek için gündemdeki oyuncularla temaslarını tüm hızıyla sürdürüyor. İşte bu doğrultuda Kara Kartal, Vida’nın yanında forma giyebilecek sağlam bir stoper için gözünü Bruno Martins İndi ile Karol Mets’e dikti. İngiltere’de Premier Lig’in bir altı olan Championship’te mücadele eden Stoke City’de forma giyen 27 yaşındaki İndi için kulübüne kiralama teklifinde bulunuldu.
Net cevap bekleniyor
Stoke’a 1.5 milyon Euro önerilirken, İngilizler 2 milyon Euro istiyor. AIK takımında oynayan 26 yaşındaki Mets için bonservis bedeli olarak İsveç temsilcisi 1.5 milyon Euro istedi. Beşiktaş’ın transferden sorumlu kurmaylarının, hem İndi hem de Mets için kulüpleriyle pazarlıkları sürdürdüğü bildirilirken, önümüzdeki hafta içinde taraflardan net bir cevabın alınmasının beklendiği ifade edildi.
Douglas resmen Kartal!
Süper Lig’de son olarak Sivasspor’da forma giyen Douglas’la dün3yıllık sözleşme imzalandı. Brezilyalı sağbek, imzanın hemen ardından dün akşamsaatlerinde Siyah-Beyazlılılar’ın Avusturya kampına katıldı.
Beşiktaş Kulübü, Brezilyalı futbolcu Douglas Pereira Dos Santos’u resmen renklerine bağladı. Siyah-Beyazlı kulübün internet sitesinde yer alan açıklamada, “Futbol takımımız, yeni sezon transfer çalışmaları kapsamında Douglas Pereira Dos Santos ile 3 yıllık sözleşme imzaladı. Beşiktaş’ımıza önemli hizmetlerde bulunacağına inandığımız Douglas Pereira Dos Santos’a Beşiktaş ailesine hoş geldin der başarılar dileriz” ifadeleri kullanıldı. 3 yıllık sözleşmeye imzasını atan tecrübeli sağ bekin transferi ayrıca kulübün Twitter adresinden videolu paylaşımla duyuruldu. Geçen sezonu Sivasspor’da geçiren 28 yaşındaki sağ bek, kariyerine ülkesi Brezilya’nın Goias takımında başladı.
2014’te Barça’da oynadı
Brezilya’da Desportivo Brasil ve Sao Paulo ekiplerinde forma giyen Douglas, 2014’te İspanya temsilcisi Barcelona’ya transfer oldu. Douglas, Sporting Gijon, Benfica ve Sivasspor takımlarında kiralık olarak oynadı. Geçen sezon 32 Süper Lig maçında 3 gol atan deneyimli oyuncu, dün Siyah-Beyazlılar’ın Avusturya’da devam eden kampına katıldı. Teknik direktör Abdullah Avcı’nın da, Douglas’ın transferinden dolayı son derece memnun olduğu ve Brezilyalı oyuncuya da kendisinden beklentilerini anlattığı bildirildi.
Roco kiralık, Mirin satılık
Beşiktaş’ta iki isme yol gözüktüğü konuşuluyor.
Teknik direktör Abdullah Avcı’nın raporu doğrultusunda önümüzdeki sezon kadroda düşünmediği oyuncuları elden çıkarmak isteyen Beşiktaş’ta iki isme yol gözüktüğü konuşuluyor.
Alınan bilgiye göre yönetimin, Enzo Roco’yu yeni sezonda başka bir takıma kiralık olarak vermeye sıcak baktığı bildirildi. Ayrıca Nicolas Isimat-Mirin’in de bonservisiyle satılmasının planladığı bildirildi. Bu konuda oyuncuların menacerlerinin de devreye girdiği konuşuluyor.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle

28 Temmuz 2019 Pazar Fenerbahçe Haberleri

Comolli transfer için gidiyor!

Fenerbahçe'de teknik patron Ersun Yanal ile sportif direktör Comolli transfer zirvesi yaptı.
Teknik Direktör Ersun Yanal ile sportif direktör Comolli transferle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Dün yapılan zirvenin ardından Fransız direktör stoper, orta saha ve golcü transferi için yurtdışına gidecek.
Stoperde ilk hedef Kolarov. Orta sahada M’Vila için futbolcunun kulübü St. Etienne ile son kez görüşülecek. Bonserviste indirim sağlanamazsa artık diğer alternatifler için temaslar başlayacak. Forvet ise bu iki bölgeye takviye yapıldıktan sonra kesinleşecek.
Stoper için diğer adaylar ise Gençlerbirliği’nden Mert Çetin, Roma’dan Jesus ve sözleşmesi biten Skrtel.

Fenerbahçe'nin Mahmut Tekdemir için yeni teklifi hazır

Fenerbahçe, milli futbolcu Mahmut Tekdemir'i alabilmek için Başakşehir yönetimine önerdiği rakamı 3 milyon Euro’ya çıkardı.
Başkan Ali Koç'un işaret ettiği 6 numara takviyesi için çalışmalarını hızlandıran F.Bahçe'de uzun süredir adı gündemde olan Mahmut Tekdemir için yeni bir hamle yapılacak. Teknik direktör Ersun Yanal'ın alınmasında ısrarcı olduğu milli futbolcu için daha önce 2 milyon Euro öneren sarı-lacivertliler, teklifini 3 milyon Euro'ya çıkararak Başakşehir'in kapısını tekrar çalacak. Transferde aracılık yapan Emre Belözoğlu'nun da Mahmut için eski kulübü ile temasa geçtiği öğrenildi.

Fenerbahçe'de defansa çare Okan Turp

30-31 Temmuz'da Audi Cup'a katılacak olan Fenerbahçe'de defans sorunu baş gösterirken teknik heyetin altyapıda yetişen Okan Turp'u bu bölge için hazırladığı öğrenildi.
Elinden sakatlanan Serdar Aziz'in 1 ay takımdan uzak kalacak olması ve stoper transferlerinin henüz bitmemesi F.Bahçe'de tedirginlik yarattı.
30-31 Temmuz'da Audi Cup'a katılacak olan sarı-lacivertlilerde defans sorunu baş gösterirken teknik heyetin altyapıda yetişen Okan Turp'u bu bölge için hazırladığı öğrenildi. 18 yaşındaki oyuncuyu kafileye dahil edecek olan teknik direktör Ersun Yanal'ın genç öğrencisini Sadık Çiftpınar ile dönüşümlü olarak kullanmayı planladığı öğrenildi. Münih'teki Allianz Arena'da oynanacak Audi Cup'ta 30 Temmuz 19.00'da Real Madrid-Tottenham, 21.30'da ise Bayern Münih-Fenerbahçe maçları oynanacak. Final ve üçüncülük karşılaşmaları ise 31 Temmuz'da olacak.

İşte Ali Koç'un Fenerbahçe'ye müjdelediği transferler

Napoli’ye satılan Elmas’tan gelen 16 milyon Euro, Sarı- Lacivertliler’in transferde yeniden gaza basmasını sağladı.
Fenerbahçe'de forvete Benteke, orta sahaya M’Vila, stopere de Simon Kjaer ile Zanka’nın alınması için tüm imkanlar seferber edildi.

Benteke

İngiltere’de Crystal Palace’da forma giyen ve sözleşmesi sezon sonunda bitecek olan Christian Benteke konusunda Fenerbahçe, görüşmelerini Sportif Direktör Damien Comolli üzerinden yürütüyor. Comolli, Ersun Yanal’ın takımda görmeyi çok istediği Belçikalı forvet için Palace’ı ikna etmeye çalışıyor. Ayrılmak isteyen Benteke için Kanarya’nın 6 milyon Euro’yu gözden çıkardığı gelen haberler arasında yer alıyor.

Isla ile Reyes döndü, Dirar bugün geliyor

Gold Cup’ta Meksika ile şampiyonluk yaşayan Reyes ile Copa America’da Şili forması giyen Isla’nın izinleri bitti, iki oyuncu da dün İstanbul’a geldi.
Afrika Kupası’nda Fas ile mücadele eden Dirar’da ise rötar yaşandığı bildirildi. Dün gelmesi gereken 33 yaşındaki oyuncu bugün takıma dahil olacak. Ersun Yanal, Audi Cup’ta Isla ile Dirar’dan yararlanmak istiyor. Günü çift idmanla geçirecek Fenerbahçe’de sakatlığı bulunan stoper Okan Turp koşulara başladı

Alex de Souza 3 oyuncu seçti!

Fenerbahçe'nin efsane ismi Alex de Souza sosyal medyada sorulan "Bu kadrodan hangi 3 oyuncuyu şimdiki takıma alırsınız?" sorusuna ilginç bir cevap verdi. Alex'in seçimleri şu an Fenerbahçe'nin transfere ihtiyacı olan mevkiler...
Fenerbahçe'nin tarihine damga vuran oyunculardan Alex de Souza, "100. yıl kadrosundan hangi 3 oyuncuyu şimdiki takıma alırsınız?" sorusuna "Appiah, Aurelio ve Diego Lugano" cevabını verdi.
Alex'in verdiği cevapta iki tane iki yönlü orta saha oyuncusu ve bir stoper olması dikkat çekti.
Öte yandan Fenerbahçe'nin gelecek hafta bir stoper transferini de açıklaması bekleniyor.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle

28 Temmuz 2019 Pazar Galatasaray Haberleri

Galatasaray'da Ali Sami Yen anılacak

Galatasaray'ın kurucusu Ali Sami Yen, ölümünün 68. yıl dönümünde 29 Temmuz Pazar günü anılacak.
Galatasaray Kulübünden yapılan açıklamaya göre, sarı-kırmızılı kulübün kurucusu, ilk başkanı ve ilk sporcularından olan Ali Sami Yen için vefatının 68. yıl dönümünde 29 Temmuz Pazar günü bir anma töreni düzenlenecek.
Ali Sami Yen'in Feriköy Mezarlığı'ndaki kabri başında gerçekleştirilecek tören, saat 14.00'te başlayacak.

Galatasaray'dan Gary Cahill harekatı! Didier Drogba devrede...

Premier Lig devi Chelsea ile sözleşmesi bu yaz sona eren ve şu anda bonservisi elinde olan İngiliz stoper Gary Cahill ile ilgili Ada basınından Galatasaraylıları heyecalandıran bir haber geldi.
Premier Lig devi Chelsea ile sözleşmesi bu yaz sona eren Gary Cahill, daha önceki dönemlerde sıklıkla Galatasaray'ın transfer gündemine gelmişti. Henüz kendisine kulüp bulamayan ve bonservisi hâlâ elinde olan 33 yaşındaki İngiliz stoperle ilgili Ada basınından gelen son haberse Sarı Kırmızılılar'ı heyecanlandırdı.
Ada'nın en yüksek tirajlı gazetesi olan The Sun, Galatasaray yöneticilerinin kariyerini Londra'da sürdürmek istediği öğrenilen deneyimli savunmacının transferi için eski yıldızları Didier Drogba'yı devreye soktuğunu duyurdu. Aynı zamanda Cahill'in eski takım arkadaşı olan 41 yaşındaki efsanevi ismin oyuncuyu Türkiye'ye gelmesi için ikna etmeye çalışacağı öğrenildi.

Fatih Terim tedirgin!

Galatasaray’da hazırlık maçlarındaki görüntü ve transferdeki belirsizlikler endişe yaratırken, teknik direktör Fatih Terim de kritik konuların bir an önce netliğe kavuşmasını bekliyor.
Tecrübeli hocanın ilk planda Diagne’nin durumuna odaklandığı öğrenildi. Senegalli futbolcuyu düşünmeyen tecrübeli hoca forvet takviyesi için Mitroglou’nun da gözden çıkarılmasıyla iki isim bekliyor.
Orta alanda da yine Fernando’nun satılmasından sonra 6 numara pozisyonu için oluşan açığın giderilmemesi Terim’i rahatsız ediyor. Sarı-kırmızılı teknik adamı endişelendiren bir başka nokta ise Onyekuru konusunun netliğe kavuşmaması ve savunmaya henüz alternatif olabilecek takviyelerin yapılmaması.
Yeni transferlerin uyumu, adaptasyonu gibi problemlerin yanısıra Afrika Kupası’nda boy gösteren Feghouli, Belhanda, Luyindama ve devam etmesi halinde Diagne gibi isimlerin hazırlık kampı geçirmeyecek oluşu da tedirginlik yaratıyor.
Copa Amerika’da Uruguay kalesini koruyan Muslera da kamp görmeyecek ama onunla ilgili en büyük soru işareti Taffarel’in ayrılığından nasıl etkileneceği. Taffarel sonrası ciddi bir çıkış yakalayan Muslera’nın yeni sezonda sergileyeceği performans şimdiden merak konusu oldu.

Feghouli Akhisarspor karşısında yok

Bu arada Galatasaray’ın, Akhisarspor ile 7 Ağustos’ta oynayacağı kupa finalinde kadroda Feghouli yer almayacak. Sezonun ardından uzun süre milli takımda forma giyen Cezayirli yıldıza Fatih Terim tarafından 9 Ağustos’a kadar izin verildi.

Galatasaray'dan resmi Emre Mor ve Diagne açıklaması

Galatasaray İkinci Başkanı Abdurrahim Albayrak, sarı kırmızılıların Avusturya'nın Seefeld bölgesinde kamp yaptığı otelde basın mensupları ile sohbet toplantısı gerçekleştirdi.
Albayrak, basın mensuplarına transfer çalışmaları ile ilgili bilgiler verirken, Senegalli forvet Mbaye Diagne'nin takımdaki geleceği hakkında da önemli açıklamalarda bulundu. Galatasaray İkinci Başkanı nokta transferler yapacaklarını söyleyerek, "Transfer yapmak için transfer yapmak istemiyoruz. Nokta transfer yapacağız. Hocamız, istediği isimleri ve öncelikli olanları söylüyor. Biz de alabileceğimizi alıyoruz, alamadıklarımızda hocamız yeni isimleri söylüyor" dedi.
Albayrak, Mbaye Diagne'nin takımdaki geleceği hakkında ise, Senegalli golcüyü değerini bulmadan göndermelerinin söz konusu olmadığını belirterek, "Diagne'yi illa ki satacağız diye bir şey yok. Kıymetini bulursak satarız. İsteyen kulüpler var. Bunlar var diye de bedavaya verecek halimiz yok. Değerini bulursa onay veririz. Değerini bulmayan futbolcuyu vermemiz söz konusu değil" diye konuştu.

"NOKTA TRANSFERLER YAPACAĞIZ"

Transferde ince eleyip sık dokuyup nokta transferler yapacaklarını ve Fatih Terim'in raporu doğrultusunda futbolcular ile görüştüklerini ifade eden Albayrak, "Hesabımızı, kitabımızı iyi yapmamız lazım. Hocamızın raporu doğrultusunda baktığımız futbolcular var ama çok iyi düşünmemiz, hesap etmemiz lazım. Ödemelerini de düşünmemiz gerek. Kolay işler değil. Gece yarılarına kadar çalışıyoruz. 4-5 saatlik uykuyla geçiriyoruz. Bin kişiyle görüşüyorsun. Bazısının kulübüyle, bazısının kendisiyle, bazısının da menajeriyle anlaşamıyorsun. Transfer yapmak için transfer yapmak istemiyoruz. Nokta transfer yapacağız. Hocamız, istediği isimleri ve öncelikli olanları söylüyor. Biz de alabileceğimizi alıyoruz, alamadıklarımızda hocamız yeni isimleri söylüyor. Çalışma sistemimiz bu. Kaleci ihtiyacımız vardı, onu aldık. Seri dünya çapında bir futbolcu. Babel çok önemli bir isim. Babel transferi hocamızın bize 6 ay önce söylediği hedeflerden biriydi. Ocak ayında hoca 'Babel'i şimdiden bitirin' dedi. O dönemde girişimlere başladık. Bunlar 1 günde olan şeyler değil" açıklamasında bulundu.

"EMRE MOR'LA TERİM'DEN BAŞKASI BAŞA ÇIKAMAZ"

Galatasaray'ın transfer gündeminde yer alan Emre Mor hakkında gelişmelerin yaşanabileceğini ve Emre ile Fatih Terim'den başkasının başa çıkamayacağını sözlerine ekleyen Albayrak, "Emre Mor'da 'olmuyor' diye bir şey yok. Her şey bize bağlı. Önümüzdeki hafta çok şey olabilir. Kulübü uyanıklık yaptı. Çocuk Türkiye'ye gelir gelmez bir bedel istemeye kalktılar. Bunu açık ve net söylüyorum. Onunla Fatih hocadan başkası başa çıkamaz. Kendisi de biliyor. Bunu Emre'ye de söyledim. Her şeyin bittiğini düşündük. Kulübü de razıydı ama birden bire bir şeyler oldu" şeklinde konuştu.

"DIAGNE'Yİ DEĞERİNİ BULMADAN SATMAYIZ"

Diagne'nin kıymetini bulmadan satmayacaklarını vurgulayan Albayrak, "Diagne'yi 'illa ki satacağız' diye bir şey yok. Kıymetini bulursak satarız. İsteyen kulüpler var. Bunlar var diye de bedavaya verecek halimiz yok. Değerini bulursa onay veririz. Değerini bulmayan futbolcuyu vermemiz söz konusu değil. Son kararı hocamız verecek. Bizler menajerler aracılığıyla gelen teklifleri değerlendiriyoruz. Hoca gitmesine izin verirse biz de kendi kulübümüzün menfaatlerini düşünerek bir karar veririz" dedi.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle

28 Temmuz 2019 Pazar Trabzonspor Haberleri

Adebayor tamam, hedef Sturridge

Uzun zamandır golcü takviyesi için yoğun mesai harcayan Bordo-Mavili yönetim, Başakşehir’den ayrılan Emmanuel Adebayor’la büyük oranda anlaştı, transfer artık imzaya kaldı. İki santrfor birden almak isteyen Trabzonspor gözünü şimdi de bir dünya yıldızına dikti: Daniel Sturridge... Ahmet Ağaoğlu ve ekibi, İngiliz oyuncu ile pazarlıklara başladı.
Avrupa Ligi’nde başarı isteyen ve Süper Lig’de de zirveyi hedefleyen Trabzonspor transferde büyük oynuyor... Hugo Rodallega’nın ayrılığı sonrasında forvet bölgesini daha kaliteli bir golcü ile güçlendirmek ve gol yollarında alternatifi artırmak isteyen Karadeniz devinde Başkan Ahmet Ağaoğlu ve kurmayları, iki santrfor birden almak adına yoğun mesai harcıyor. Bu doğrultuda Başakşehir’den ayrılan Emmanuel Adebayor ile uzun süredir temas halinde olan Fırtına, Togolu golcü ile bonuslarla birlikte senelik 1.5 milyon Euro karşılığında el sıkıştı.

3 yıllık sözleşme

35 yaşındaki futbolcunun transferinde imza aşamasına gelen Bordo-Mavililer’in asıl hedefi ise Daniel Sturridge... Geçen sezon Liverpool’la Şampiyonlar Ligi’ni kazanan ve sözleşmesi sona eren İngiliz futbolcu ile temas kuruldu. Bordo-Mavili yönetimin, Ada ekibinde senede 4 milyon Euro kazanan ancak henüz Avrupa’dan bu rakama yakın bir teklif almayan 29 yaşındaki oyuncuya bonuslarla birlikte yıllık 2 milyon Euro’dan, 3 senelik sözleşme önerdiği öğrenildi.

Kıran kırana sürüyor

İlk görüşmelerin olumlu geçtiği öğrenilirken, pazarlıkların da kıran kırana devam ettiği kaydedildi. Forvet transferini Avusturya kampına yetiştiremeyen yönetim, Sturridge ve Adebayor’u alarak hem camianın hem de teknik direktör Ünal Karaman’ın beklentilerini karşılamayı hedefliyor.

2 kez en büyük oldu!

Fırtına’nın gündemindeki Sturridge’in çok büyük bir kariyeri var. Manchester City, Chelsea ve Liverpool gibi İngiltere’nin en büyük takımlarında forma giyen 29 yaşındaki futbolcu, kariyerinde 2 kez Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşadı. İngiliz futbolcu, UEFA’nın en prestijli turnuvasını 2011’de Chelsea ile geçen sene de Liverpool ile kazandı. Öte yandan başarılı oyuncu, Chelsea ile 1 kez Premier Lig’de, 2 defa da İngiltere Kupası’nda mutlu sona ulaştı.

Ünal Karaman: Yusuf Yazıcı, benim kardeşim, en değerlim, pırlantam

Trabsonspor Teknik Direktörü Ünal Karaman, Yusuf Yazıcı ile ilgili herhangi bir sıkıntısı bulunmadığını belirterek, "Yusuf benim kardeşim, en değerlim, pırlantam" dedi.
eni sezon hazırlıklarını Avusturya'nın Linz şehrinde sürdüren Trabzonspor, hazırlık kampında oynadığı üçüncü maçında da sahadan beraberlikle ayrıldı. İtalya ekibi Parma ile 2-2 berabere kalan bordo-mavililerde maçın ardından ise taraftarlar renkli görüntüler verirken, Teknik Direktör Ünal Karaman ise basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Karaman, yoğun bir antrenman temposunda oynadığımız hazırlık müsabakalarından arzu ettiklerini gördüklerini belirterek, "Yoğun antrenman temposundan çıkmış oyuncularımızı kullandık. Saha içerisinde doğru pozisyonu almaya gayret gösteren futbolun doğrularını yapmaya çalışarak futbol oynamaya çalıştılar. Ben oyuncularımı tebrik ediyorum. Çünkü bu bu kadar yorgunluğun içerisinde sadece fiziksel değil, sinirsel de dokunuyorsun. İstenmeyen şeyler olabilirdi ama şükürler olsun iyi başladığımız kamp dönemi iyi gidiyor" dedi.

"Memnunum"

Mevcut kadronun yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalıştığını belirten Karaman, "Oyuncularımın hepsi yaptıkları antrenman sonrası müsabaka performansı olarak bizim beklentilerimize cevap verecek düzeyde ben memnunum" dedi.

"Transferle ilgili beklentimiz devam ediyor"

Karaman transferler ilgili beklentilerinin devam ettiğini belirterek şunları söyledi:
"Bu takım içerisinde Avrupa Kupası, Ziraat Türkiye Kupası ve Spor Toto Süper Lig dediğiniz anda, uzunca bir maraton oynayacağız. Dolaysıyla kadro rekabetine ihtiyacımız var. Genç oyuncularımız futbolun doğrularını yapmaya çalışıyorlar. Böyle böyle alışacaklar böyle böyle abilerinin arasında formaya bulmaya gayret gösterecekler. Tecrübeli oyuncularla birlikte gençlerimizin ortaya koyduğu performanstan memnunum."

"Yusuf Yazıcı, benim kardeşim, en değerlim, pırlantam"

Yusuf Yazıcı ile ilgili olarak ise Karaman, oyuncumla ilgili olarak saçma sapan şeyler çıktığını belirterek, "Bunlar arzu edilmeyen şeyler. Benim Yusuf'la ilgili bir sorunum yok. Yusuf benim kardeşim, değerlim, pırlantam. Her ne kadar onları değersiz ve yanlış anlamaya çalışsalar da. Bunlar bu camiada büyümüşler, formalarını giyiyorlar. Transfer olsalar dahi bu kulübe milyon Euro'lar kazandırarak gidecekler. Dolasıyla kendi değerimizi sadeci Trabzonspor'un değeri değil, Türkiye'nin değeri olarak gördüğümüz insanları, saçma sapan, yok hocayla arası bozuk. Şöyle oldu böyle oldu. Bunlar yanlış şeyler, o üstün bilgili arkadaşlara ben şunu söylüyorum. 'Ağır bir antrenman temposundan geçiyoruz. Bu antrenman planlamasını sezon başından itibaren yetkin hocalarımızla birlikte yapıyoruz. Şiddetli geçen antrenmanlar sonrası müsabaka oynuyorsanız o oyuncuyu kollamak zorundasınız. Burada sadeci konu Yusuf konusu değil ama burada yine engin bilgili insanlar yine engin bilgileriyle birilerini yönlendirmeye kalkıyorlar. Artık bıraksınlar, camiayı seviyoruz diyorlarsa bıraksınlar ve huzur versinler" şeklinde konuştu.

4 Büyükler 19'luk genci takipte: Erkan Eyibil

Almanya Bundesliga ekiplerinden Mainz'ın altyapısında yetişen Türk asıllı Alman oyuncu Erkan Eybil, kalitesini göstermeye başladı.
Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor'un takibinde olduğu bildirilen Erkan Eybil, Mainz'ın Everton'la oynadığı hazırlık maçında A takımla oynama şansı buldu.
Takımının İngilizleri, 3-1 yendiği maçta bir de gol atan 19'luk hücumcu orta saha Alman ve İngiliz futbolseverleri ve profesyonelleri kendisine hayran bıraktı.
Eybil'in Mainz ile olan sözleşmesi gelecek sezon sonunda bitiyor.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


Bir Adam - Mesele Sevmek Değil Serhat Biricik - YouTube Fatih Terim: 'Falcao’ya İlgili Oluyor Ya Da Olmuyor Açıklaması Yapılır' Bir Baba Gittiğinde KÜRTÇE DERSLER #1 - FÊRA YEKEMÎN Kardan Adam Pancake Tarifi (Bütün Çocuklara!)  Yemek.com

Mazlum Çimen: Sivas'ta aydın değil bir çocuk katliamı var ...

  1. Bir Adam - Mesele Sevmek Değil
  2. Serhat Biricik - YouTube
  3. Fatih Terim: 'Falcao’ya İlgili Oluyor Ya Da Olmuyor Açıklaması Yapılır'
  4. Bir Baba Gittiğinde
  5. KÜRTÇE DERSLER #1 - FÊRA YEKEMÎN
  6. Kardan Adam Pancake Tarifi (Bütün Çocuklara!) Yemek.com
  7. Buruk Sayha - Dilhun (Şiir)

Beat: Berkay Çandır ----- Beat Beats Lyric Lyrics Melankolik 2019 Melankolik beat 2018 Melankolik beat 2017 Melankolik beat 2016 Melankolik beat Melankolik beat Melankolik şiir Melankolik beat ... Kardan adam pancake, çocuklarına kahvaltıyı sevdirmek isteyen anne ve babalar için nefis bir tarif. Pratik mi pratik, doyurucu ve farklı bir kahvaltılık tari... Serhat Biricik™ Resmi Youtube Kanalıdır.. ™ 2020 OFFİCİAL MUSİC TV Kanalımız youtube tarafından yasal haklar ile korunmaktadır, Videoların kopyalanması ve ... Kürt dilinin eğitim dili olmamasından dolayı ve kürtlerin artık, aile içinde dahi, kürtçe konuşmadıkları için dillerini yavaş yavaş unutulmaya başlıyor. Biz hem kendi dilimizi ... Çocuk bir yürek gider Anneyle yapılan lüzumsuz tartışmalar Heyecanlı bir taraftar Çalışkan bir 'Adam' gider Gider de gider... Bir sarılmaya, bir çift söze bile ... Sadece baban değil ... Olay sadece Falcao değil. Bir santrforumuzu yeni verdik. Sezon bittiğinden bu yana Diagne mevzusu var. Yönetimimiz herhalde son bir tarih koyacaktır. Ben iyi niyetle uğraşıldığını ... en acısı,hani bir zamanlar senin olduğunu bildiğin o kişi varya, başka kollarda veyahutta başka yerlerde mutlu olduğu zaman,onun mutluluğuyla mutlu olabilmek en acısı.